Nilüfer Tunç
-ANA SAYFA-
  ŞİİRLERİ DİĞER YAZILARI  
  KUTU YANINDA TUŞLAR Kayıp Gönlün Bakışı Dua  
  KURAK ARSIZ SAKLANAMAM İnsan En güzel savaş İnsan(2)  
  BENCİL TUTKU SÖZ VERDİM Çırpınmalar Mucize Değişim  
  KİMSE DE YOKTU HİS KÜÇÜK KIZ Yarış Yaşamak bu değil  
  BİLYECİK NİLÜFER BIRAK      
  GUZEL,KUCUK DÜNYAM KAP(AL)I ELİNİN ZORU        
GİT, YUM SOLUK AŞK      

BAHÇE

     
DENGE PORTRE      
YAŞ-LI AĞAÇ ESİR      
BAKIŞ
KOKU KUYU      
... NE GÜZEL DELİ OLMAK      
KİMLİK "BEN"      
ÇIKMAYAN MÜREKKEP İKİ UCU TÖRPÜLENMEMİŞ MİZAÇ      
TOHUM GÜZEL      
     
İZİN NET      
PİYANO          
 

- ANA SAYFA -

KUTU

Bir kutu buldum…
Tutunca hissettim… Ilıktı…
Üzerinde en sevdiğim renklerin resimleri,
En sevdiğim doku,
Dokununca narin, ama öyle görünmeyen…
Ne çok sevdim bir bilsen?
Hayal bile edemedim içindekilerin güzelliğini…
Açmak istedim çok…
Kilitliydi…
Zorladım, eğretiymiş üstündekiler, düştü.
...

Açtım,
...

İçi boştu…

15.02.2008

YANINDA...

Yanında yürüyor taşlarım
Uçuşuyor tozlarım
Ben…
Elimde değil, yine yanındayım…
Bir olmuş her şey, biz olmuş sonunda.
Sesler narin olmuş, ama ömrün içinde güçlü, bizim gibi…
Kulağımda ölüyorlar sonsuzluğa…

Gözlerinde özgürlük,
Sımsıkı kapattığın ellerinde düşüncelerin,
Sözlerin…
Kimsenin çözemediği sözlerin,
Bir benim bilebildiğim…

Yanına sokuluyor adımlarım.
Soluğum “sen” olurken attığım…
Ben…
Elimde değil, yine yanındayım…
Biliyorum tadını hayalinin,
Herkes karşında durmuş, bilmezken sendeki seni,
Ben yine kapatıp gözlerimi, parmak izinin şiirini okuyacağım…

20.02.2008

TUŞLAR…

Bu piyano tuşları,
Ne olurdu bu kadar yanıma sokulmasalardı...

Ben unutunca yaşımı,
Zamanı,
Olduğumu,
Yanımda olmadığını,
Anlarım onlar geldiğinde iyice,
Kendime bulandığımı…

Onlar dolaştıkça etrafta ben kendimde boğulurum
Öldürücü hazzı tınlamalarının, istila eder kulaklarımı
Aklımı…
Ben bende yok olurum…

Karanlığımı anlar mı,
Anlatır mı bu tuşlar?
Gurursuzluğumu…

Bildiğim…
Bana yalnızlığımın, gururuna olduğu kadar
Yakınlar…

11.03.2008

KURAK

Aşkının nefretini bana da içirmek istiyorsun
İçmeyeceğim…
Acıtmak istemediğin yalan…
Acım senin ekmeğin…
Suyunsa, sevincim,…
Bu yüzden kuraklığı yaşamının…

22.03.2008

ARSIZ

Peşine düşen hırsızım,
Aşkımı batırdım
Beni aklınla sürükleyecek
Vaktin ve ilgin için…

İşte! Buldum bir iyi,
Anlar beni…
Uçar, açarım yitirene dek
İçindeki beni…

Arsız nankörlüğüm zorlar…
İçimde bir sürü, taşmak üzere, 
İçi ben dolu balonlar
Doldukça dolar
Büyüdüğümü anladığım hiç gelmeyecek o ana kadar…

03.03.2008

SAKLANAMAM

Ah…
Yer değiştirir aşkımın yurdu.
Bir gün aya,
Bir gün baharın kapısındaki güneşin vuruşuna,
Bir gün sesinden gizlice iyiliğini sızdıran ruhuna,
Bir akordu bozuk bakışın sebebine,
Acımın hafifliğindeki ağırlığa…
 
Sakın acıların sende olduğunu söyleme bana
Kollar sanki dokunabilecekmiş gibi uzanırken ruhuna
Erişebilecekmiş gibi ruhunun sırrına…
-Erişemezler ya-
Sır sensin!

Ah…
Coştururken beni kalbime yanlışlıkla gelen serçenin çırpınışları,
Yetmez uyanmama kartalın uzaktan ince bakışları.
Yer değiştirir beynimin sefilliğiyle tok yanı
Damar damar ben,
Oluk oluk sen her yanı...

Sonra…
Kısalır cümlem, düşüncem, kâğıtlarda
Dayanamam
Yunus değilim, kaçamam da o kadar hızlı
Saklanamam…

Sevimli miyim? Anlayamam...
Korkuttuğum kesin
Duyurdukça ille de kendini iç sesim.
Farkına varırım varmasına da
İçimin karalığını konuşan kısık sesin,
Durduramam…

27.02.2008

BENCİL

Sen misin yanındaki?
Bir başkası değil elbet…
Sen ve sen…
Başka dünyaları, izlemekle yetinen…

13.02.2008

TUTKU

Fırtına ve kar...
Ne garip
Oysa kar nasıldı tek başınayken
Saf ve dokunduğunu saflaştıran...
Fırtına geldi,
Şimdi saflıkla kardeş oldu tutku.
Bu kaos, mahveden beni...
Ama harikalarımın nedeni.
Fırtına ve kar...
Sanırım gözlerimde hep onlar...

18.02.2008

SÖZ VERDİM

Söz verdim yarım gövdeme
Artık acı çekmeyecek.
Işıklı akşamı göstermeyeceğim ona
Etrafımızda çarpışmayacak bilyecikler
Kızmayacak,yakmayacaklar…
Dağıtmayacaklar ne varsa içimizdekini etrafa
Söz verdim bomboş gözlerime
Doldurmayacağım akşamları kırçıllı kirpiklerinle
Söz verdim batırmayacağım iğnelerini bedenime
Ve her ne varsa acıtanı içimizde...

1996

KİMSE DE YOKTU

Güzel filmi, seyrettirdin
Ama beni mahfetti o…
Sen…
Kalabalıkta ezdin benliğimi,
Tenimi göklere çıkardın yalnızken…
Çıkışı neredeydi bataklığının?
Kimse de yoktu yanımda
Çıkışı neydi?
İnsanlığımdan da çıkmak mı?

HİS

Eğer hissetmekse en iyi yaptığın şey,
Fazla gelirler
Hissettiklerin...
Anlatmak için çırpınamazsın bile, çünkü beceremezsin.
En iyisi, başka bir yolunu bulmaktır anlatmanın.
Sesler gelir sarılır
Dans edersin birlikte...
Kelimeler daha bir anlam kazanır
Katılır onlar da...
Senin gibi başkaları varsa eğer etrafında,
Gülümserler sana...
Mutlu olursun...

KÜÇÜK KIZ

Çocuk gibi kalayım derken,
Bulaştırıverdi hırsını birisi üstüme…
Başkası kibirini…
Sonra geldi yanıma içimdeki çocuk,
Üstüme başıma baktı; bulaşık…
“İstemiyorum seni böyle” dedi, “Git…”
Başım öne eğik uzaklaştım yanından.
Yavaş yavaş siliniyorlar artık…
Hep o küçük kız kurtaran beni o kirli ruhlardan…

BİLYECİK

Etrafımda bir sürü bilyecik,
Hepsinin rengi sen...
Değmesinler ruhuma...
Değmesinler ruhuma..

NİLÜFER

Filizlerim yeşerecek artık
Doğru sularda...
Yanlış sular soldurdu
Öldürdü...
Sular mutlu şimdi...
Ben mutlu...

07.09.2008

BIRAK!

Güzel dalgalarını fazla görmeyeyim…
Bana rüzgârını gösterme hep merak edeyim…
Serin nefesini bilmeyeyim bile
Hayal edeyim…
Alışmak istemiyorum hiçbir güzelliğine…
Yansımaların sürükleyen beni
Körlüğüme…
Yanılsamaların kavuşturan
Sesine
Ve mücadelelerime
Kendimle…
Acizliğimi bana geri ver
Bir tek o zaman senin çocuğunum ben…

11.07.2008

GÜZEL, KÜÇÜK DÜNYAM...

Tam yüreğimin olduğu yer...
Acıdı...
Acıttılar...
Çirkin bir yüz taktılar,
"Onun bu yüz" dediler,
"Şiirin"
Oysa şiir acıtmaz.
Acıtan insandır yalnız,

Acımaz!

19.09.2008

KAP(AL)I

Yanlış zamanda açık kalmış ruh pencerem
Yanlış mevsimde…
Fırtınalar taşmış içeri
Kirletmiş…

Şimdi,
Kapadım, kilitledim dimağımı geçmişe
Mevsimsizim…
Muhtaç…
Bir küçük ışığa, ısıya, renge
Aç…

Sofamda beyazlar beklerken
“Hoş geldiniz!” çıkabilir mi dudaklarımdan?
Onlara yanıldığımı söyleyebilir miyim?

Fırtınaların ala boyadığı kapılarım
Arınır mı gözyaşlarımla?
Öyleyse,
Bir anlamı var bu kadar ağlamamın…

Artık haricimde her şey affedilecek gibi,
Bir dilimin aczi,
Bir de ruhum affedilmez
İtina delisi…

Ama ben…
Bu ruhu böyle kabullenmedim
Ben sadece,
Nasıl misafir ağırlanır, bilemedim.

Nilüfer TUNÇ

23.09.2008

ELİNİN ZORU

Diline bir kemik yap zor değil
Tilkilerin kaçacak belki hiç istemesen de
Yoluna bir karınca çıktı sanamayacaksın o zaman
Bile bile karıncanın
Yaşam anlamını çözeceksin belki
Gördüğün yüzü sandığın yüz sanıyorsun.
Eline düş!
Her düşündüğünü yapmasın.
Hatta her düşünmediğini…
Büyümediyse anlat ona
Kalpler çarpmadan
Eller olmadığını…
Her kalbin o bilindik sınıflara
Kayıtlı olmadığını…
Hala anlamazsa elin, dilin,
Söyle onlara
Hâlâ
Saf kalanlar da var
Arasında bu kadar pisliğin...

25.09.2008

GİT, YUM

Kanımın belleğini yutup sindiren
yalnızlığımın acımasız, arsız arkadaşı…
Gözümün yaşlanmış yaşlarına,
elmacık kemiklerimin neşeli danslarına
kaç kez “Dur!” dedin…
Olmadı…
Beynimin korkunç süratini durdurdun,
gözleri bulandı.
Ellerimdeki çağlayanı durdurdun,
boşluğa bulandı.
Anlatmak istedim, öylesine
o bile olmaz oldu…
Tek çarem kaldı
Kimsesiz olmazdı ama inandım
kimse anlayamazdı
elimi her çektiğimde akan o sinsi kanı…
Kendim bakacağım artık çaresine lityum…
Gerçeğe çıkan ilk yokuşum
belki en büyük yanlışım
Ama bitecek kandırı(lı)şım
Beni bulacağım artık…
Artık çocuk olacağım
Çok zor değil…
Sadece hatırlayacağım…

26.09.2008

SOLUK

Az önce bir soluk aldın,
İçine güneş doldu, rüzgâr doldu,
Yeşil, sarı doldu içine…
Ne kadar güzel varsa doldu,
Bedeninin caddelerine…
Şimdi neden böyle nefesin?
Aramak gibi,
Ve bulamamak…
Sanki bu soluk seni boğacak,
Az önceki can, nerde?
Unuttuğum mekânların
Ve yüklemediğim anlamların ölülüğü gibi,
Sen de kaybettin hayatını soluğunun
Büyüyünce göğsünde mihneti
Yürümeye bir türlü koyulamadığın yolunun…

25.02.2008

AŞK

Su, göğsümden çıktı
Su, göğsünden çıktı
Yol oldu...

El birleşti,
Yıkandı...
İkiydi,
Artık bir oldu...

28.09.2008

BAHÇE

Ağaçlar kınalanmış bugün
Ruhumun bahçesinde
Otların yeşiline bir coşku,
Misafirliğe bir bulut gelmiş ki
En neşelisinden…
Kedim konuşmayı sökmüş gezinirken
Ne çok dolmuş zorunlu suskunluğundan
Bakıştığı bütün aşkları, arkadaşları pencereden
Yanı başında memnun şimdi
Yeşilin en güzelinde yüzerken
Bir alerji başlamış az önce
Her renkte, her dokuda, her yerde
Tatlı kaşıntıyı çocuklar geçirmiş
Oynaya zıplaya çimlerde…

Ne olur böyle kal bahçe…

Böyle…

28.09.2008

TUZ

Sakinleştirici sesi kısıldı
düşlerimin…

Başımın üstünde şeffaf ağır bir yük
Aldatıcı…
Kimsenin haberi yok

Öylesine güzel ki
dilime dokunan tatlı
Tadımlık…
Dayanamayıp devam edince
Uzun
beynimi hiç eden tadı,
dayanılmazlığını bile
düşünemeyecek kadar
Acı…

Sonu var mı?
Sır mı sonu?
Gözlerimin altındaki küçük
küçük tuz izleri,
İşaretim olur mu?

Belki sebeplidir…
Belki…

Kolaylaştırır cennete kabulümü…

28.09.2008

YAĞMUR

Tanrı notalarını gelişigüzel serpiştirdiğinde
Sokaklarda bir senfoni akmaya başlar
O gün neyse demek istediği
Ona uygun bir nüansta ve hızda…
Bazen kuvvetli başlar
Bazen hafif ve yavaşça…
En kutsal müziktir bu
Damladıkça çatılardan,
Ritmini duymayan kalmaz
Kulaklarda haz dolu
Üstelik yaşam suyu…

Sanır mısın
sadece sokaklar yıkanır, dışarısı?

Kulağına her düştüğünde
bu mucize müzik,

İçin de yıkandığı için
ruhundaki bu dinginlik…

06.10.2008

UÇURUM

Kelimeler uçuruma dizilip
Bakıştılar
“Yazık” der gibi…
Her göz isabetinde değişeceğini
Anlamış gibi…
Yeni doğmuş bebekler gibi
Ağlaştılar…

Düşerken aşağıya
Her göz bir şey gördü
Göremedi

Balkon altı boşluğunda
Unutulmuş çocukluk gibi…

07.10.2008

SUS İŞARETİ

Acizliğim mi ezilen küstahlığımın altında
Yoksa küstahlığım mı aczimin?

Bana oyun mu oynuyor yaratıklar
Yoksa yaratık ben miyim?

Soru işaretlerim virgüllerimin anası mı?
Doğurup duruyor
İçi boşalmış bir yalnızlığı…

"Sus"ların içine gömülmüş
Gerçeğimin içinde
Anlaşılmayı dileniyorum

Kimden?

Farkındayım…

08.10.2008

ÇOCUK

Bankın üzerine bıraktığı,
Yerçekimine burun kıvıran
Bedenine takındığı
Olgunluk…

Elindekine bakınca
Bir de kaybettiğine
Ve kulak kabartınca
Kederli nefesine

Baktı…

Bankın üzerine bıraktığı
Hep o sahiplenmeye can attığı
Sorumluluk…

Ter içinde döndü oyundan
Yüzleştiği o an
Anladı; ona bakan
Zorunluluk…

Oyunun tadı damağında
Kaldı geride hesapsız
Mutluluk…

Baktı…
Baktı…

Çaresiz…

Taktı omzuna çocuk…

Ah çocuk…

08.10.2008

DÜŞ İZİ

Göz kapaklarımız var iyi ki
Gece mavisi bir düşü doğuruyorlar
Geceye...

Sen yine de sarıl ona
Öp
Uyanması acıtsa bile...

Sev çünkü buradayız
Bir gölgenin sahibi
İki aşık
Dans ediyoruz 
Senin bitmeyecekmiş gibi duran 
Parmak izinde...

09.10.2008

DENGE

Her şey yürüyüp gidiyor

Yanımdaki hava bile...

Dünyanın dönüşü gibi yavaş olsaydılar

O zaman kırılıp dökülmezdim bu kadar

Anlayamaz

Uğraşamazdım kendimle...

13.10.2008

 

PORTRE

Yüzümde…
Ellerimde sıkışmış
Gençlik…
Kalabalığın içinde kayıp gözlerim,
Döküldü dökülecek…
Döksün içimdeki siyahı da…

Çiçek olmalıydım oysa
Çiçek olmalıydım…

23.10.2008

 

DENİZ YÜZ

Aysız bir geceydi
Yıldızsız
Her şeyin kırıştığı bir gece…
Eşyaların, yüzlerin…

Sen geldin
Alıştığımdan kırışık karışıklığa
Garipsedim
Huzurunun düzgünlüğünü…

Sen geldin
Ay geldi…
Sen geldin
Deniz geldi
Kuş geldi…

Sen geldin
Ben güzelleştim

Güzelleştik…


28.10.2008

YAŞ-LI AĞAÇ

Koca bir çınar gibi
Büyümüş, yaşlanmış aslım
Her damlasıyla sulanınca gözyaşımın…
Çocukluğu, gençliği
Nasıl doğarsa her dalında,
Dallar gibi ellerimde
Genç, çocuk parmaklarım…
Damlalar da acıyla büyür gözde
Her şey gibi…
Ve okşar onları silerken aklın elleri…
Kabullenir bunu yüz
Her kabuklaştığında gençliği…
Katman katman olsa da
Bilir…
Her defasında elleriyle gelir
Yeni…
Yeşil...
Taptaze gençliği…

04.11.2008

ESİR

Farkındalığın dışında
Esaretimin zararı yok...

Hırpalayan cümlelerimiz,
Mutsuz eden mutluluk yeminlerimizin sebebi…

Biliyorsun başına buyruk akan kanımın
Sıcaklığına sarıldığımda yavaşladığını…
O an,
Sadece dilimin değil
Dinle(n)meyi bilmeyen beynimin de sustuğunu…

Zamanı bu denli anlamlandıran
Esaretim
Farkındalığımız olmasa

Benim cennetim...

06.11.2008

BAKIŞ

Yeter
Baktığın
İçime
Dolar
Yalnızlığın
Tutar
Ellerimi
Tut
Çağırırken
Dost
Renkleri
Dost
Gelir
Yalnızlık
Yetmez
Artık
Bakışın(m)
Yetmez…

10.11.2008

 

KOKU

Geldin…
Yine…
Kendimize aşıklığımız
Düşmanlığımız
Saplantımız
bize,
En sevdiğin resimler…
Tazelensin istedin boyalarının kokuları
Kokladıkça aklıma karışıp
Aklımı karıştırsın istedin…
Aklımın bana ihanet etmesini
Doya doya izlemek için
Yine görebileceğim bir yerde durdun
Yine duyabileceğim bir yerde sustun
Yine kahrolacağımı bile bile
Hissettirdin kendini
İçimde…
Yine beni küstürdün
Kendime…
Yine…
Geldin…
Geceme…

11.11.2008

KUYU

Bir kuyu kazıyormuşum farkında olmadan
Sadece oyun oynuyordum toprakla…
Önce avucumda hissedip,
Akışını izliyordum sonra küçük parmağımın aralığından…
Düşler yapıp içinde kaybolduğum oyunum
Tuzakmış, yakıyormuş…
Nefesi kesiyor, kalbe dokunuyormuş…
Ben…
Daha ilk kez gördüm derinliğini
Kâğıt gibi keskin serinliğini
İçine hızla çeken çevrintiliğini…

Küçük parmağım dans etmeye başlayıp
Açılınca avucum
Çizgilerin derinliğinde kayboldum…
Bir kuyu kazıyormuşum farkında olmadan
Sadece oyun oynuyordum,
Derinmiş…
Bilmiyordum…
Bugün,
Kendim düştüm…

28.11.2008

ZİNCİR

Güneş doğdu,
Kırılanları yapışmış olacak sanıyordu uyandığında
Yanıldığını anladı
Umutsuzluk döke döke yürüdü kaldırımda...
Güçsüz elden,
Ağır beyinden,
Sağlam iş çıkmalıydı,
Çıkmadı
Daha bir ağırlaştı bedeni.

Onu anlamadı birisi
Dikkatsiz saçtı kelimelerini
Ekmeğiydi
Bir şey demedi.

Evin yolunda kinler gördü
Biraz da o ekledi
Çoğaldı üzerindekiler,
Bilmedi…

Anlamayabileceği birisini buldu giderken
Aldı eline topladı kinini
Bütün gücüyle adamın üstüne attı
Attı acıta acıta bir daha…
Bir daha...
Rahatladı sandı…
Fark etmedi üstünün başının grileşmesini
Çekti gitti evine hafif…

Gözleri acımış adam kendine baktı
Bir değişiklik vardı
Kırılmış bir şeyler sanki içinden
Kaldırıma dökülüyordu…
“Uyuyunca, geçer belki” dedi
Uyumaya gitti…

30.11.2008

...

...


Sana yazdım bak…
İçinden ne geçiyorsa
Dürüstçe yaz oraya
Kalbini göreyim diye
Ömrümü bitirirken
Sakın “Ben yazdım ama.” deme.
Ben yazıyorum işte…

2.12.2008

NE GÜZEL DELİ OLMAK

Ne güzel...

Özgürlüğün avukatlığına soyunmuş gardiyanı,
Muhtaç ağzının süsü süstüğünde
İçini kemirenin kendi dişleri olduğunu
Görebilmek…

Ne güzel...

Her ikram edildiğinde uçarcasına kaçtığım kibirle
Üç gün üç gece yapılan düğünün
Davul seslerine kapılıp oynamamak...

Ne güzel deli olmak…

8.12.2008

MUTLULUK

Denizin üzerinde konuk
Kuşlardan bir ada
Mutluluk…
Bitmek için başlayan...
Fena esinti,
Hüzünlü yağmur,
Talihsiz bir başka kuşla,
Bitişini bekleyen...

Bu yüzden mutluluk,
Hep buruk…

13.12.2008

 

KİMLİK

Takvimin yırtıkları her aralığa düştüğünde,
Karıldı, çoğaldı kimlikler…
Sonra dediler:
“Hadi şimdi bir kimse ol…”
“Şimdi de bir kadın…”

Hiç
“Hadi şimdi çocuk ol.”
Demediler…

23.12.2008

"BEN"

Parmaklarım eriyor…
Her iniltide bir maske çıkıyor
Her dökülüşte bir küfür…
Yandığımdan değil
Yanılgıdan…
İçimdeki çiçekler
Önünüze düşüyor
Siz bakınca diken oluyor
Anlamıyorum…

Ellerim eriyor
Her gün batırdığım kızgın iğneleri
Siz varken
Acısı azalsın diye çıkarıyorum
Yanılttığımdan değil
Yanıldığımdan…

Kollarım eriyor
Her sarılışa gizliden gizliye
Müptelâlığından...

Eriyorum
Ama sessiz
Yapıştırıyorum hemen ustaca
Yanımda siz…
“Hepsi numara…”
Şu anlaşmam gereken düşmana
“Ben… “
Dememe bari izin verin!
Tüm insanlığı düşünürken…

Eriyorum…
Yandığımdan değil
Kandırılmadığımdan…

25.12.2008

İNSAN

İnsan’a bak…

Sevebilirken,
Düş görebilirken,
Düşünebilirken,
Öldürüyor.

Sevebilirken,
Düş görebilirken,
Düşünebilirken,
Ölüyor.

04.01.2009

 

ÇIKMAYAN MÜREKKEP

Ben okuyunca
Verilmiş sözler gibi kokuyor
Kaleminden dökülenler...
Noktaların kendine
Virgüllerin bana verdiğin...

Her damlası donuyor mürekkebinin
Havada uçuşan güzel heykellere dönüşüyor
Bir kelimemle
Düşüyorlar...
Parçaları dağılmış her yerde,
Erimek bilmiyorlar...

06.01.2008

 

İKİ UCU TÖRPÜLENMEMİŞ MİZAÇ

Sevinci son zerresine kadar emen bir uç,
Duyuları, kâinatı hissettirebilecek kadar açan diğeriyle kardeş…
Bir garip hassas terazi beşikleri…
İrade dışı hep hareket halinde
Ömrümün sorusu:
“Bilmem, niye?”

Yılları törpüledi,
Kaldı kendi dengesiz sivriliği…
İki ucu deli mizaç,
Hayata sorarsan pek aklı başında…
Algıları uçurmakta usta…

Yolum yarılandı,
Azıcık törpüledim sanki
Hayal olmasın?
Tuzu kuru havasında
Şimdiki fotoğrafım…

Çekmemiş bundan çoğu
Belli…

Bilseler…
Korkarlar sözünü duysalar.
Yaklaşırlar mı yanına
Kalpleriyle kalakalsalar…

14.01.2009

 

ÖZET

Sınırları yoluma çıkanlarla değişen
Görünmez fanus…
İçindeyken dışarı bakan göz,
Dışarısında kör…
Tükenmemişliğim,
Tükettirmeyişinden…
Ve daha yaşamadan ana fikri
Gösterişinden…
Ruhumu muhteşem bir resmin içine hapsedişinden…

16.01.2009

 

TOHUM

Bir çiçek tohumu
Benimle konuştu…
Ekilmesine karar verecek,
Benmişim…
Nereden bileceğim güneşi,
Ona hep gülümseyecek mi?
Su onu sevecek mi?
Biri sürecek mi elini?

19.01.2009

GÜZEL

Gözler var…
Göğe bakıyor, suya, yeşile…
Öyleyse;
Görünmek istiyor hepsi…
Anlatmak,
Bilinmek
Aydınlık istiyor
Ve övülsün istiyor görünmeyen zihinlerindeki
Geçmişleri…

Güzellikleri…

Her çirkinliğe bakıldığında yanında görünen
İnsan gibi…

14.02.2009

ÇIKMAZ

“Kibir” gökyüzünde
Zifiri siyah bulut…
İç gürültülü
Sağanak laflı…

Delik deşik diye kendisi
Asitli
Sıçrayan gülümsemesi…

Gökyüzünde gezerken
Düşürdükçe bulaştırdığı
İç çığlığının zifirisi,
Her yerde gördüğün işte o leke…

Her köşede…

Yeryüzünün en pis lekesi…

18.02.2009

 

KUMAŞ

Bir kumaşa nasıl siner bütün mevsimler?

Fırça tutar ellerinden saklı kelimelerin,
Gözlerden sızan kızıl hüzünlerin,
Ve onları sahiplenen her rengin,
Öper içindeki koca hevesle tuvali...
Tuval fırçayı...
Aşklarını besleyen her renk
Sindikçe büyüsü bilinmeyen kumaşa
Siner içine bütün mevsimler...
Hüzün de sinmeyecekti
Hüzün her mevsime sinmeseydi eğer...

23.03.2009

 

ZAMAN VE ÖLÜMLERİN

Yorgunum…

Her ay
Gün
Eşya
Her şey,
Yoruyor sen doğduğunda…
Ölümlerinin izleri
Takvimde gömülü
Hâlâ duruyor dikkatli bakınca…
Ekim, Kasım, Aralık…
“Bitecek bir gün…” diyorum
“Elbet bitecek…”

Bir resimle doğuyorsun bazen
Gölgesinde pişmanlıkların,
Işığında aşkın,
Dağlarında sağlamlığın,
Denizinde ihtirasınla
Tuvalde geziniyorsun…
Odağımı çalıyor
Perdelerimi açıyorsun…
Sessizliğin ruhunu yenip,
Durmadan beni çağırıyorsun…

Ölümün gerekiyor sonra
Bildiğinden belki de
Ellerin yazmıyor
Dilin yok
Bu dolu suskunluğun
Bu boş mektubun sonu yok…

Bu yüzden bir can, bir cansızım

Ve
Her ölümün
Benim kahramanlığım…

27.03.2009

 

RÜZGAR

Camın ezgisiyle başlar

Yaprağın semasıyla coşar

Rüzgâr...

Ağaç,

Duasında

Yaprağa vedasında

Fedasında…

28.12.2009

İZİN

Yine engelim çok

Yazmak istiyorum ama...

Nokta kimin?

Virgül?

Ya diğerleri?

Ya o kelime,

Bu kelime,

Diğeri...

Bırak şunları da...

Yaşayayım...

26.01.2010

NET

Bir susku yüzündendi

Kabullenişim

Farkettiğinde ellerim

Güneş yüzünü odama tattırdı

Gitti…

 

Bu başka başlangıç…

“Denge” dedi ama elim, dilim

Daha yeni diyebildi beynim…

İnkâr yok

Kabullenme yok

Soru çok

Cevap yok

Denge bu…

Bu kadar basit…

Denge,

Askı…

27.01.2010

PİYANO

Her dokunuşumda içimdekilere

Sesleri gömülüyor tuşlarına

Her dokunuşumda tuşlarına

Sırları dökülüyor yüreğimin

Düğümleri görünüyor benliğimin

Ah... Piyanom...

Ömrümün sırdaşı...

28.01.2010

 

 

KAYIP

             Kalabalıkta kaybetti onu... O kaybettiği, yaşama nedeni... Kaybettiği, aslında onu ayakta tutabilecek tek şey... Sağına baktı yok. Soluna... Yok. Sadece gözlerini biraz daha yana çevirmesi gerekiyordu... "Yazık!" dedi bir başkası içinden... Aradığı duruyordu çünkü az ötede.O kadar yakındı ki inanamazsınız.Ama görmedi.Kalabalık kendi derdindeydi.Kimse gösteremezdi.Kendi görmesi gerekiyordu.
İşte böyleydi her yer.Bir sürü kayıp...Bir sürü arayan...Elinde sönük bir fenerle ışığın peşinde koşan ... Bulduğu herşeyi aradığının gölgesi sanan... Harfsiz sözlerin düşlerine uyuyan...

21 Ocak 2008

               GÖNLÜN BAKIŞI

            Her şeyi değiştiren, gönlün bakışları… Gönlün bakışını değiştirmek için seçimler yapansa, akıl. Aklı bu yolda kullanabilmek için gereken, ruhun kuvveti. Ruha kuvvet verense yaptıklarımız ve yapmaktan kendimizi alıkoyduklarımız.

Kasım 2007

               DUA

            Yazmak ya da çizmek için, bomboş bir kâğıda bakmaya başlamak, tıpkı yaşamın içinde fark ederek ya da fark etmeden ettiğimiz dualar gibi… Yaşamın doğru, düzgün ve net çizgilerini çağıran dualar… Bizi nelerin bulacağından habersiz teslim olup, içimizdeki saflığı konuşturduğumuz anlar… Olacak her şeyin zemini… O boş kâğıda düşünerek bakmak, nasıl onun mutlaka dolacağına sebepse, edilen dua da, sonsuzluğa sebep… Yalvardıkça saflık, daha da saflaşır. Saflaştıkça vücutla bir olur, var eden tarafından daha da sevilir. Sevildikçe daha da korunur. Korundukça yaşam çizgisi doğrulur, ilerlemesi gereken yere doğru devam eder, bittiği sanıldığındaysa sonsuzluğa ulaşan, o olur... 

Kasım 2007

               İNSAN

            Eğitim okulla ilgili midir?Eğitime ne gözle baktığımıza bağlı..Akıl ve Kalp yan yanaysa(Sevgi,şefkat,anlayış,duyarlılık, kendisini karşısındakinin yerine koyabilme gibi insanı insan yapan ve dünyayı yaşanılır bir hale getiren özellikler varsa) verilen eğitim çok güzel sonuçlar verir.Eğitimi bunlarla birlikte düşünmek gerekir.
Düşünülür düşünülmesine de…Ah insan! Öyle bir varlıktır ki, yaşadığı acı şeyleri unutmasına yarayan balık hafızası, bu inandığı gerçekleri silip atıverir.Konuşurken ve düşünürken değil…Davranırken…Yaşamın içinde…Hepsi silinir gider…
            Bir anne ve bir baba, bir insan dünyaya getirmeye karar vermeden önce ona nasıl davranacağını(davranması gerektiğini değil…) ne kadar düşünür? Ona verilen hayatı ne için ve nasıl geçirmesi gerektiğini ona ne kadar öğretebilir?(“ne kadar anlatabilir?” değil…)
            Bir çocuğa eğitim veren demiyorum, bir çocukla yalnızca sohbet eden bir kişi, o anda yalnızca sohbet etmediğini, ne kadar önemli şeylere sebep olabileceğini, ne kadar düşünür?
            İnsanoğlu yaşar.Yaşarken bir sürü şey yapar.Yaşadığı hayatın (görünen değil…) ne kadar doğru bir hayat olduğunu ne kadar düşünür?
            Doğru hayat?
            Basit isteklerle değil, verilenlerin sonunda istenilenlerle çizilen bir hayattır doğru bir hayat…
            Ve “İyi” olan sonunda daima kazanır…Kim ne derse desin…

               EN GÜZEL SAVAŞ

            İnsanoğlu gariptir…Bir kısmı gerçek hayatın içinde,hem başkalarını hem kendisini zehirler.Konuşmalarıyla, ortaya çıkardığı kin ve kavgalarıyla…Durup havayı nasıl soluyabildiklerini ve kalplerinin o güzel ritmle kıpkırmızı sıvıyı vücutlarına nasıl gönderdiğini unuturlar ve kıskançlıklarıyla,yetinmeyen hırslarıyla,akıllarına gelen tüm şeytanlıklara bir “dur!” demeden tek tek, başkalarının içlerini acıtırlar…
            Bir kısmı onların gücü karşısında önce defalarca yıkılır.Sonra kendisinin de onlardan biri olması gerektiğine karar verir.Yıllarca bunu amaç edinir.Bilinçaltında neler yattığından habersiz, bir gün, onlardan olur çıkar…
            Bir kısmı da savaşır…Tek başına…Yalnızca düşünerek,hissederek bulunduğu yere anlamlar katar,soluduğu havaya hayat verir,gördüğü her renge,her dokuya,her kokuya hayat verir.Kendi dünyasını böyle renkli,kokulu tutarak dışındaki dünyayı küçük küçük renklendirir.Bu savaşçılar dışardan “farklı” diye adlandırılır.Zaten farklıdırlar.Keşke dışarıdaki her şey de onlar gibi renkli,kokulu ve farklı olsa…

                İNSAN (2)

             Bazı şeyleri düşünmeye zaman bulabiliyorsak“gerçek bir insan” vasfına erişebiliriz…Kendimizi sorgulayabiliyorsak…”Şuna ne söylesem de kendini kötü hissetse, ben de kendimi böylece daha iyi ve ondan üstün hissetsem?” diyerek ve bunu uygulayarak yaşayan insanlar tanıyoruz.Karşısındaki kişinin en küçük bir eksiğini yakaladığında içinden coşup sevinen ve bunu bir an önce kullanmak için sabırsızlanan insanlar…Ve bu yaptıklarının kendilerini küçülttüğünden haberi bile olamayacak kadar kör insanlar…Yaptığı işin, bir kerecik yaşadığı ve kısacık olan hayatının, güzel şeyler sığdırabilmek için nasıl bir fırsat olduğunu, hiç düşünmemiş olan insanlar…Bir kelimenin neler yıkabileceğini ve neler yapabileceğini düşünmeden konuşan,konuşan insanlar…Sabredip, elinden geleni yaptıktan sonra, hayatın daha neler getireceğini düşünmeden ve inanmadan, sabırsızca kadere ve yaşadığı hayata isyan eden insanlar…Yükseğe tırmanabildiğinde, bir sürü insanın yaşantısı onun kararlarına bakarken bunları unutan ve hala kendi çıkarlarını düşünen insanlar…Olup bitene kızıp elindeki gücü, kime dokunacağını hesap etmeden savuran ve onunla, vuran, kıran, yıkan insanlar…Sonra bu insanlar yüzünden üzülen, kızan, isyan eden ve bilmeden onlar gibi olmaya başlayan insanlar…
            Yemyeşil çimenler, masmavi denizler, rengarenk çiçekler, inanılmaz şekillerde ve renklerde canlılar barındıran, su istediğinde su, yiyecek istediğinde yiyecek veren,içinde rengarenk resimler yapabileceğimiz görüntüler ve içimizi ısıtan müzikler yapabileceğimiz sesler barındıran yeryüzü üzerinde YAŞAYAN insanlar…

            ÇIRPINMALAR

               Eğer yağmurla buluşan bir yaprağı anlatıyorsa söylenilen şarkı, ya da küçücük hissediyorsa kendini aşkının yanında bir genç… Ve -haykırıyorsa hafif hafif- şarkısıyla, hepsi var olan her şeyin büyüklüğünü anlatmak için bir çırpınmadır.Çırpınmaların nedeni bilinmese bile...

              MUCİZE

           Mucizeler…Yüzüne doğru hafifçe esen ya da  yavaş yavaş yere düşen mucizeler... Doğduğun günden bu yana hepsine nasıl şaşırmıştın hatırlıyor musun? Her şeyi anlamak için ne kadar yorulmuştun? Ve nasıl mutluydun görmekten, duymaktan, hissetmekten? Sonra yine gördün ve “Ben bunu görmüştüm” dedin. Ve sonra “Ben bunu biliyorum” dedin. Sonra “fark etmemişim” dedin. Sonra görmedin…

             DEĞİŞİM

             Değişiriz… Durmadan… Yaşadığımız, duyduğumuz, gördüğümüz her şey bizi, bilerek ya da bilmeden değiştirir.Ancak en önemlisi bilmeden bize olanlardır. Bunları anlatmak mümkün değil.Kimsenin buna ne gücü, ne de zekası yeter…
Peki ya hassas olmayı acizlik görmek, güçlü olmayı hükmetmek zannetmek, güzel şeyleri yalnızca maddede bulmak, öğrenip ayak uydurmayı büyümek sanmak…Oysa çocuk kalmayı, çocuk kadar saf(iyi kalpli) ve akıllı olmayı, bozulmamayı öğrenmek..Çok daha zor.Bazen uzak durmayı gerektirir çoğu şeyden…
Önemli olan içimizdeki ilk konuşan sesi dinleyip, kötüye kötü,yanlışa yanlış demek değil mi? Hani deniyor ya “her şey tersine döndü.İyi kötü oldu, kötü de iyi…” diye.
Tüm olanları kabullenmek...Kendi kendine savaş vermemek... Ne acı…

           YARIŞ

           Bir kitabı bitirip bir kitaba başlamak gibi değil ki günlerimiz, aylarımız, yıllarımız... Öyle olamayacak kadar ciddi yaşamımız. Bir yarışın içinde en iyi, ortalarda, ya da sonuncu değiliz. Farklılıklarımız çok, ama bir elden çıkan, aynı şeyleriz... Çekişmelerin doğurduğu yalnızlıklar, tüm bu çirkinliklerin, kötülüklerin çocukları... Ve biz, nelerin peşinde koştuğumuzu durup uzunca bir düşünmeyi unutmuş, bu zavallı cahilce yarışa yazılmışız.

       

        YAŞAMAK BU DEĞİL

       Bu değil… Ağızlardan akan şikâyetin iltihabını görmek değil yaşamak. Yaşamak… İnsanoğlunun marifetleri arasında gülümsemeyi başarmak… Güzelliğin fazlalığını fark etmek.  Hiç kolay değil inan… Umutsuzluktan, bitkinlikten, acıdan sıyrılıp yaşadığından memnun olup ta yaşamak… Su için teşekkür etmek, uyuyabildiğin için, koklayabildiğin için, yaprağı görebildiğin için, ellerin için. Sevebildiğin için… Hiç değilse istersen bunu öğrenebileceğin için. Teşekkür edip gülümsemek, başarılacak bir şey olmasaydı bir anlamı olur muydu, nankörlüğümüz hala dururken? Bu yüzden, yine gülümsemeli bir çocuk görünce. Mutluluğunu görünce de teşekkür etmeli yaşadığımız için… Bir dosta göremediğini gösterip, anlamlandırmalı onun da hayatını… Herkes iyi ve güzeli biliyor da diğerlerini hatırlıyorsa sadece ben hatırlamalıyım, sonra başkası, başkası daha… Böylece güzelleşir belki rengimiz…

13.11.2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      

 

 

 
 
Nilüfer TUNÇ resmi web sayfası ® Her hakkı saklıdır.